'Palestine' ile Etiketlenmiş Yazılar

Hanzala Belgeseli

Duvar

Siyonizme Karşı Direniş ve Boykot

İslam topraklarını, bunlara saldıran veya işgal edenlerden kurtarmak Cihaddır. Bunlar İslam düşmanlarıdır. Bu Cihad kesin bir yükümlülüktür ve kutsal bir görevdir ve öncelikle o toprakların insanları üzerinedir. Eğer o topraklardaki Müslümanlar yeterli direniş yapamazlarsa, komşu ülkelerin Müslümanlarının yardım etmesi gerekir. Eğer bu da yeterli olmazsa, dünyadaki bütün Müslümanların yardım etmesi gerekir.

Filistin, Müslümanların ilk Kıblesinin bulunduğu topraklardadır, İsra ve Miracın gerçekleştiği yerdir, El-Aksa’nın ve kutsal toprakların bulunduğu yerdir. İşgalciler, inananlara karşı en fazla düşmanlığı besleyen kimselerdir ve dünyadaki en güçlü devlet tarafından desteklenmektedirler – ABD - ve aynı zamanda dünya Yahudi lobisi tarafından da destekleniyorlar.

Bir toprağı alıp içinde yaşayanları sürenlere, kan akıtanlara, onur kırıcı davranışlarda bulunanlara, evleri yerle bir edenlere, tarlaları ateşe verenlere ve ülkede anarşi çıkartanlara karşı Cihad etmek bir yükümlülüktür. Cihad bütün yükümlülüklerin en üstündeki yükümlülüktür ve Ümmetin öncelikli görevidir. Müslümanlar bununla emrolunmuşlardır. İlk önce söz konusu topraklardaki insanlar, bundan sonra onların komşuları ve son olarak bütün Müslümanlar. Şiddet yanlılarına karşı hepimiz bir bütün olmalıyız. Biz İslam ile birleşiyoruz, Şeriata inanç konusunda birleşiyoruz, Kıbleye inanç konusunda birleşiyoruz, ve aynı zamanda acı ve ümit konusunda da birleşiyoruz. Allah Teala’nın dediği gibi: “Aslında sizin Ümmetiniz tek bir Ümmettir.” (Kur’an, 21:92). Allah Teala aynı zamanda şöyle diyor: “Kesinlikle, inananlar ancak kardeştirler.” (Kur’an, 49:10). Allah’ın selamı ve rahmeti üzerine olsun, Peygamberimizin şöyle bir Hadisi vardır: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir, ona zulüm edemez, onu yalnız bırakamaz, onun başına bir kötülük gelmesine göz yumamaz.” (Müslim’den rivayettir)

Şimdi, EL-Aksa’da ve Filistin’in kutsal topraklarındaki kardeşlerimizi ve çocuklarımızı görüyoruz cömertçe kanlarını döküyorlar, Allah yolunda istekle ruhlarını teslim ediyorlar. Bütün Müslümanların ellerindeki her yol ile onlara yardım etmeleri zorunludur. (Yüce Kur’an 8:72’ye bakınız).

Eğer insanlar din adına yardım isterlerse onlara yardım etmemiz gerekir. Bu desteğin vasıtası düşmanın mallarına uygulanacak tam bir boykottur. Mallarının alınmasında kullanılan her lira, kuruş vs. Sonunda Filistin’deki kardeşlerimiz ve çocuklarımızın kalplerine sıkılan bir kurşuna dönüşmektedir. Bu nedenle, mallarını satın almayarak onlara yardım etmemek bir yükümlülüktür (İslam düşmanlarına). Onların mallarını satın almak zorbalığa, zulüme ve şiddete destek olmak demektir. Onlardan mal satın almak onları güçlendirir; bizim görevimiz onları mümkün olduğunca zayıf düşürmektir. Bizim yükümlülüğümüz Kutsal Topraklardaki direnen kardeşlerimizi mümkün olduğunca güçlendirmektir. Eğer kardeşlerimizi güçlendiremiyorsak, düşmanı zayıflatmak gibi bir görevimiz var demektir. Eğer onları güçsüz düşürmenin tek yolu boykot ise, onları boykot etmemiz gerekmektedir.

Amerikan malları, aynı “İsrail” malları gibi yasaktır. Bu malların reklamını yapmak da aynı zamanda yasaktır. Günümüzde Amerika ikinci bir İsrail gibidir. Tamamen Siyonist varlığı desteklemektedir. Zorba, bunu Amerika’nın desteği olmadan yapamazdı. “İsrail’in” her şeyi haksızca yok etmesi ve zarar vermesi Amerikan parasını, Amerikan silahlarını ve Amerikan vetosunu kullanarak gerçekleşmektedir. Amerika bunu onlarca yıldır, İslam aleminden bu zalimce ve ön yargılı konumu nedeni ile herhangi bir yaptırım veya protestoya maruz kalmadan yapmaktadır.

İslam Ümmetinin Amerika’ya “HAYIR” deme zamanı gelmiştir. Şirketlerine “HAYIR” deme zamanı, piyasalarımızı dolduran mallarına “HAYIR” deme zamanı gelmiştir. Amerika her ne üretirse onu yiyor, içiyor, ve giyiyoruz.

Hz. Ali, Allah kendisinden razı olsun, şöyle demiştir: “Üç düşmanınız vardır; sizin düşmanınız, sizin düşmanınızın arkadaşları ve sizin arkadaşınızın düşmanları.” Amerika günümüzde sizin arkadaşlarınızın düşmanı olmaktan da ötedir; kendilerini İsrail için yok edebilirler. Dünya çapındaki İslam Ümmeti 1.3 milyarlık nüfusu ile ABD ve şirketlerini boykot ederek onlara zarar verebilir. Bu dinimizin bize yüklediği bir sorumluluktur ve Allah’ın yoludur. Başka ülkelerden bir alternatif ürün olduğu halde Amerikan veya İsrail ürünleri satın alan her Müslüman haram bir davranış içine girmektedir. Açıkça büyük bir günah işlemektedirler. Bu Allah’ın kurallarına karşı bir suçtur ve bu Allah tarafından cezalandırılmayı gerektirir ve insanların da kınamasına yol açar.

“İsrail” ve Amerika’daki kardeşlerimiz onlarla anlaşma yapmaya ve ürünlerini satın almaya zorlanmaktadırlar. Allah sizden yapamayacağınız bir şeyi yapmanızı istememektedir; sadece yapabileceğiniz şeyleri yapmanızı ister.
Allah şöyle diyor: “Allah’tan, korkabildiğiniz kadar korkun.” (Kur’an 64:16)

Peygamberimiz, selam ve rahmet onun üzerine olsun, şöyle demiştir: “Eğer size bir şey yapmanızı emredersem, yapabildiğiniz kadar yapın.” Amerika’daki Müslümanlar, Müslümanlara karşı en az saldırgan olan şirketler ile çalışmalıdırlar, Siyonistler ile en az müttefik olan şirketlerle çalışmalıdırlar. Siyonist şirketleri yapabildiğiniz ölçüde boykot edin.

Araplar ve Müslümanlar Siyonizm’e meyilli olan ve İsrail’i destekleyen bütün şirketleri boykot etmelidirler, o şirketin ulusal merkezinin neresi olduğu önemli değildir (örn. Marks and Spencer) ve bunun gibi Siyonistleri destekleyen ve “İsrail” devletine yardım eden herhangi bir kimseyi de bu şekilde boykot etmelidirler. Boykot çok etkili bir silahtır, geçmişte ve yakın tarihte kullanılmıştır. Bu silah müşrikler tarafından Mekke’de Peygamber Muhammed, selam ve salat üzerine olsun, ve ashabına karşı kullanılmıştır. Onlara büyük zarar vermişti; hatta yaprak yemek zorunda bile kalmışlardı. Bu silah aynı zamanda Peygamberin, selam ve rahmet üzerine olsun, ashabı tarafından Medine’deki müşriklere karşı savaşmak için de kullanılmıştı. Yakın zamanlarda ise, ulusların sömürgeciliğe karşı verdikleri özgürlük mücadelesinde boykot silahını kullandıklarını görüyoruz. Buna ünlü bir örnek Gandhi’dir, koca Hindistan toplumuna İngiliz mallarını boykot etmesini söylemiştir ve bu çok etkili olmuştur. Bir boykot hareketi sadece bir ulusun ve kitlelerin elindedir. Devletler insanları belli bir ülkeden mal satın almak konusunda zorlayamazlar. Bu silahı, ulusal ve dinsel düşmanlarımıza karşı kullanalım ve hala hayatta olduğumuzu onlara gösterelim ve Allah istemedikçe bu Ümmet ölmeyecektir. Boykotun bir çok değişik etkileri vardır; bu silah Ümmetin kendilerini diğer insanların zevki için olan kölelikten nasıl kurtaracakları konusundaki eğitimlerini tazeler. Onlar bizlerin bu yararsız şeylere müptela olmamızı istiyorlar, oysaki gerçekte bunların bize zararı çok. Boykot, Müslüman kardeşliğin ve Ümmetin dayanışmasının bir çeşit dışa vurumudur. Her gün kurban veren kardeşlerimize ihanet etmeyeceğimizi söylemek bizim görevimizdir.

Düşmanımıza kâr sağlayacak işlerde yer almayacağız. Bu boykot sadece bir başlangıçtır; Peygamberler şehrinde ve Cihadın müstahkem cephelerinde kardeşlerimiz tarafından yapılan büyük direnişe yardımcı olacaktır. Eğer dünyadaki her Yahudi kendisini, İsrail’i elinden geldiğince destekleyen bir asker olarak düşünüyorsa, tabi ki samimi şekilde kalbini ve malını kullanan her Müslüman da El-Aksa’yı özgürlüğe kavuşturacak bir askerdir. Bir müslümanın yapacağı en temel hareket düşmanının mallarını boykot etmektir. Allah şöyle buyuruyor: “Ey siz inananlar, siz birbirinizin koruyucususunuz. Eğer siz bu görevinizi yerine getirmezseniz büyük tefrika ve karışıklıklar çıkar.”

Eğer Yahudi veya Amerikan mallarını satın alan tüketici büyük bir günah işliyorsa, elbette bu malları alan ve bir acente gibi davranan tüccar da en büyük günahkârdır. Şirket başka bir ad altında çalışıyor olsa bile, insanları kandırdıklarının farkındadırlar. Tüm dünya çevresindeki Müslüman Ümmet varlığını ve kutsal olanı koruma konusundaki hassasiyetini göstermeye davet edilmektedir. İslam Ümmeti kimin kendisine müttefik olduğunu ve kimin de kendisine düşman olduğunu bilmek zorundadır. Ümmet, kendisini zayıflığa ve bunalıma kaptırmamalı ve bu zorbaca barışı kabul etmemelidir. Bunu, Siyonistler zorla kabul ettirmek istemektedirler.

Allah şöyle buyuruyor: “Küçük düşerek barış için yalvarmayın, siz en üstünsünüz ve Allah sizinle beraberdir.” [Kur’an, 47:35]. Evleri kontrol eden kız kardeşlerimiz ve kız çocuklarımız bu konuda bir rol sahibidirler ve bu rol, erkeğin rolünden daha da önemli olabilir. Çünkü kadınlar evin ihtiyaçları konusunda yöneticidirler ve eve girmesi gereken şeyleri satın almaktadırlar. Erkek ve kız çocuklarının eğitilmesinde söz sahibidirler. Çocuklara Mücahid ruhunu aşılamaktadırlar ve onları, Ümmet ve davaları konusunda yapmaları gerekenler hususunda ve Ümmetin düşmanlarına karşı yapmaları gereken şeyler konusunda eğitirler, özellikle de boykot alanında. Çocuklar bunu anladıklarında, boykotu istekli bir şekilde devam ettireceklerdir ve daha sonra ebeveynlerine yol göstereceklerdir.

Allah’a inanan tüm insanlardan, Hıristiyanlardan ve diğerlerinden ve dünyadaki bütün hür ve onurlu insanlardan bizim yanımızda olmalarını istiyorum ve doğru ve gerçek olanı, yanlış olan karşısında ve haklıyı haksız karşısında desteklemelerini istiyorum. Zayıfların galip gelmesi için yardımcı olun. Bu insanlar her gün Allah yolunda, Kutsal Değerleri korurken öldürülmektedirler.

Aynı zamanda, dünya çapındaki Arap ve Müslüman ülkelerin çalışanlarından Filistinlileri haklı davalarında desteklemelerini ve güçlü zalimler karşısında harekete geçerek, yapabildikleri ölçüde ticaretlerine zarar vererek öfkelerini göstermelerini istiyorum. Son olarak her ülkedeki sağ duyulu, mantıklı ve tecrübeli kişiden bir boykot oluşturabilmek için birimler kurmalarını istiyorum, alternatifler oluşturmalarını ve olumsuz şeyleri önlemelerini ve kitleleri eğitmeye devam etmelerini istiyorum, ta ki, hak söz ayağa kalksın ve batıl yok olsun. Kesinlikle de öyle olacaktır.

“De ki ‘çalışın’, mutlaka Allah çalışmalarınızı görecektir ve Onun Peygamberi ve inananlar da göreceklerdir, Ahirete toplanacaksınız ve tanık olacaksınız ve ne yapa geldiğinizi öğreneceksiniz.”

“Bu Fetva Kitab ve Sünnetteki delillere ve Ümmetin görüş birliğine dayanmaktadır.” Allah en doğrusunu bilir.

http://www.inminds.com

Prof. Yusuf el-KARDAVİ

.

Boykot listesi:

.

(Kudüs Yolu)

.

‘Gazze’de insan kanı sudan ucuz mu?’


Bunu söyleyen Gazzeli bir anne. Sorusunu dünyaya soruyor ve cevabını veriyor: Bir Filistinlinin kanı sudan ucuzdur.

Bir başka anneyi konuşturuyorlar. İsrail’in soykırımına eşini, babasını, biri kundakta iki çocuğunu vermiş. Son sözü “Burada biz ölmüyoruz, burada insanlık ölüyor” diyor.

İsrail bombardımanıyla evi içindeki her şeyle birlikte harap edilmiş bir kadın konuşuyor: “Önce geldiler hepimizi dipçikle bir odaya doldurdular. Sonra evin her tarafını aradılar. Başta takılarımız olmak üzere yükte hafif pahada ağır neyimiz varsa aldılar. Sonra evimizi yerle bir ettiler.”

İsrailli askerler hırsızlık da yapıyor, cinayet de işliyor, çocuk da öldürüyor. Ve İsrail tüm dünyanın gözleri önünde soykırım yapıyor.

Tevrat “Öldürmeyeceksin!” diyor. Onlar bunu “Bebeğine varana dek öldüreceksin!” anlıyorlar.

Tevrat “Çalmayacaksın!” diyor. Onlar Gazzelileri öldürmekle yetinmeyip bir de gasp yapıyorlar.

Tevrat “Karşımda başka ilahların olmayacak!” diyor. Onlar “Yahve” yerine “Siyonizmi” geçiriyorlar.

Tevrat “Şabat gününü takdis etmek için onu hatırında tut!” diyor. Onlar Şabat gününde Gazeli çocukların üzerine ölüm yağdırıp soykırım gerçekleştiriyorlar.

Tevrat “Komşuna karşı yalan şehadet etmeyeceksin!” diyor. Onlar komşularını yeryüzünün en büyük ve en korkunç hapishanesinde açlığa, hastalığa ve soykırıma terk ediyorlar.

Tevrat “Komşunun evine tamah etmeyeceksin, komşunun karısına, yahut kölesine, yahut cariyesine, yahut öküzüne, yahut eşeğine, yahut komşunun hiçbir şeyine göz koymayacaksın!” diyor. Onlar komşularının topraklarını gasbediyor, ağaçlarını kesiyor, altyapılarını mahvediyor, kedilerine varana dek canlı her hedefi vahşice ölüm kusan silahlarıyla yok ediyorlar.

Gazze Yahudi ilahiyatına göre lanetli görüldüğü için Filistinlilere bırakılmıştı. Orada bir milyon beş yüz bin insan yaşıyor.

Dünyanın kilometrekare başına en yoğun insan nüfusunu barındıran yeri neresidir, biliyor musunuz?

Evet, bildiniz: Gazze. Kilometrekare başına tam 4100 kişi. Dünyada böylesine yoğun bir nüfusu barındıran bir başka memleket yok.

Geçen yıl ambargonun başlamasından bu yana zaten Gazze’de bir insanlık dramı yaşanıyordu. Ülkenin dünya ile bağlantısı kesilmişti. Su, elektrik, akaryakıt şöyle dursun, gıda ve ilaç gibi en temel insani ihtiyaçlar bile ambargo kapsamındaydı. İsrail uyguladığı ambargoyla açlığa, susuzluğa, hastalıktan kırılmaya mahkum etmişti Gazze’yi. Fakat bu da kesmemiş anlaşılan. Öldürmeden, kanını dökmeden, kan görmeden duramaz olmuş İsrail. “Alışkanlık kudurganlıktan beter” derler. Demek ki doğruymuş.

İsrailliler Gazze’ye dünyanın gözleri önünde soykırım uyguluyor. Tıpkı kendilerine M.Ö. 7. yüzyılda Asurluların, ondan yüz yıl sonra Babillilerin, M.S. 70′te Romalıların ve geçtiğimiz yüzyılda Hitler’in uyguladığı gibi.

İsrailli bakan yardımcısı geçtiğimiz hafta ayan açık Gazzelileri “Soykırım” ile tehdit etti. Tehdidin ardından İsrail ordusu sistematik bir soykırıma girişti. Bütün bunlar niye? Gazze gücümüze boyun eğmedi diye. Gazze Abbas gibi postalımızı yalamadı diye. Gazze başı dik duruyor diye. Ve yeryüzünde güce karşı boyun eğilmeyen nere var, orada İslam’ın olduğu bilindiği için.

Dünyanın jandarması ABD İsrail’i durdurmuyor. Bunu düşünmüyor bile. Hatta “dikkatli olmayı” telkin ediyor. Dünya kamuoyu bunu “dikkatli öldür” şeklinde, “soykırım yap, fakat soykırım deme” şeklinde, “öldür fakat eldiven kullan” şeklinde anlıyor.

İsrail’in katliamını dünya izlemekle yetiniyor. Tam bu sırada Başbakan Erdoğan’dan İsrail’in katliamını kınayan sözler yüreğimize su serpiyor. Bunun arkası gelir diye bekliyoruz. Gelmiyor.

İsrail ile 28 Şubat karanlığında yapılan anlaşmalar gözden geçirilmiyor. 28 Şubat’ın her alandaki tortularına bir biçimde el atılıyor. İş İsrail ile olan karanlık anlaşmalara gelince değişiyor. O alan tabu mu? Neden bu alana dokunulamıyor?

İsrail’in Türkiye ile girdiği ilişkilerin hiçbirinden Türkiye kârlı çıkmamıştır. Kârlı çıkan hep İsrail olmuştur. En kötüsü de İsrail’in cinayetlerine ortak olmaktır.

İsrail dünyaya üç şeyi bilmem kaçıncı kez öğretiyor:

1. Eşkıya dünyaya hükümdar olursa böyle olurmuş.

2. Güce tapanları güçten başka bir şey durdurmazmış.

3. Güç var ama güç ahlakı yoksa, orada insanlığın cenaze namazını kılmak lazımmış. Ve iş insanlığın cenaze namazını kılmaya gelmişse onun abdesti insan kanıyla alınırmış. Ey kayıp vicdan, hâlâ hayattaysan duy: Gazze ölmüyor, içimizdeki insan ölüyor!

Mustafa İslamoğlu

Mescid-i Aksa ve Kubbetu’s Sahra

Direnişi çizmek

Naji Al Ali

Filistinli karikatürist Naci El Ali’nin Londra’da vurularak öldürülüşünün yirmi yıl sonrasında onu hatırlamak için…
Orta yaşlı bir adam kimliği belirsiz kişiler tarafından bir Londra sokağında vurulup o ölümcül yarayı alalı neredeyse 21 yıl oluyor. Fakat Arap dünyasının bilinen en yetenekli karikatüristlerinden biri olan Naci El Ali’nin anısı yaşamaya devam ediyor.
El Ali’nin büyük kısmı Filistinli bir mülteci olarak yaşadığı deneyimlere dayanan çalışmaları bugünlerde Londra’da merkezî bir galeride sergileniyor. Halkının yeniden manşetlerde yer aldığı bu günlerde ve İsrail’in kuruluşunun, Filistinlilerin deyimiyle “nakba” yani “felaketin 60. yıldönümünde, bu serginin açılmış olması acı bir ilişki… Chelsea’de 1987 Temmuz’unda katledildiğinde 49 yaşında olan El Ali, Kuveyt gazetesi ElKabas için çalışıyordu. 1948 savaşında henüz 10 yaşındayken Celile’deki köyünü terk etmeye zorlanıp Güney Lübnan’da sefalet içindeki bir mülteci kampında büyümüş bir adamın Ortadoğu’nun en ünlü ve en çok kazanan karikatüristi olması, olağanüstü bir başarı.
Beyrut’ta, Kuveyt’te ve son olarak Londra’da çalışırken, aldatıcı bir yalınlıkta ve profil çizimleriyle Arap hükümetlerini, İran’ı, Amerika’yı hedefliyordu. Ve tabii ki öldüğünde Gazze Şeridi ve Batı Şeria’yı işgali 40 yılı bulan İsrail’i…
El Ali’nin imzasını taşıyan Hanzala (Arapça’da acımasız bir çöl bitkisinin adı) adlı kıvırcık saçlı, yalınayak ve paçavralar içindeki çocuk karakter, 1969’dan itibaren Filistin direnişinin sembolü haline gelmişti. Hanzala’nın çocuksu masumiyeti, savaşın zulmü altında ezilen toprakların vahşi gerçeklerine, yozlaşmaya, eşitsizliğe ve acı çeken yığınların gözünde petrol zenginliğini küçülten gamsızlığa göğüs geriyordu.
1973 savaşından sonra, Arapların İsrail’le olan çatışmalarına dair barışçıl çözüm yönünde baskılar arttığında, sırtı dönük ve ellerini arkasında birleştirmiş olan Hanzala, çizerinin açıkladığı gibi Filistin sorununa “dışsal çözümlere” karşı çıkıyordu.
İsrail tarafından Yaser Arafat’ın FKÖ’sünü yok etmek için başlatılan 1982 savaşı sırasında Lübnan’da yaşayan El Ali, halkının ihanete uğratıldığını hissetti. O sıralarda yapılan röportajlarda, gittikçe geçerlilik kazanmaya başlayan “Filistinlilerin İsrail’in yanında bir eyaleti kabul etmek zorunda oldukları, çünkü yitirdikleri topraklarının tamamını asla geri alamayacakları” düşüncesi karşısındaki dehşetini ifade etti.
“Ona göre Siyonistler düşmandı, fakat FKÖ’yle olan sorunu FKÖ’nün onu Celile’ye geri getürmeyecek olan politikalarıylaydı” diye açıklıyor oğlu Halit. Bu makul bir hatırlatma… Ortaya konulan ya da İsrail hükümetinin tartıştığı hiçbir Ortadoğu barış planı, milyonlarca mültecinin ve onların torunlarının Filistin’de daha önce yaşadıkları evlerine geri dönmelerine izin vermiyor. El Ali, İsrail’i, Arap rejimlerini ve Amerika’yı fırçalamakta korkusuz olduğu kadar, en keskin iğnelerinin bazılarını kendi halkı için saklamış vatansız bir Filistinliydi. Yakın mesafeden yüzünden vurulduktan sonra Londra’da bir sinir cerrahisi koğuşunda yaşam savaşı veriyordu. Hemen sonrasında Britanya Polisi İsmail Sowan adında Filistinli bir öğrenciyi tutukladı. Hem FKÖ hem de İsrail istihbarat servisi MOSSAD adına çalışan bir ikili ajan olduğu ortaya çıkan Sowan, el Ali’yi öldürmek üzere yapılan plan hakkında üstleri tarafından bilgilendirildiğini iddia etti. Bu durum Britanya ve İsrail arasında bir dizi krize yol açtı. Sowan, silah ve patlayıcı bulundurmaktan hüküm giydi.
El Ali’nin ünü, 1992 yılında bir Mısırlı tarafından çekilen başarılı bir biyografi filmiyle perçinlendi. Ve küçük Hanzala farklı bir imajla anahtarlıklarda, posterlerde, Filistinlilerin diğer hatıralık eşyalarında ve son yıllarda da İsrail’i Batı Şeria’dan ayıran “utanç duvarı”nın beton bloklarında yaşamını sürdürüyor.

naji-al-alihanzala.jpg
Naci El Ali, İsrail’e karşı on yılların yararsız “silahlı mücadelesinden daha başarılı olduğu kanıtlanan “taş savaşı” yani birinci intifadanın başlamasından birkaç ay önce vurularak öldürüldü.
“Filistinlilerin Filistinlilerle çatışmasından memnun değildi” diyor Halit ve “Çizimleri açık olarak gösteriyor ki o bütünlükten yanaydı. 25 yıl önce bunu söyledi ve bugün olsa yine aynı şeyi söylerdi.” diye ekliyor.
El Ali’nin çalışmaları ilginçliğini sürdürüyor, ve sürdürmeye devam edecek, fakat görüşleri pek de gerçekleşecek gibi durmuyor. Bir keresinde “Hanzala 10 yaşında doğdu, ve daima 10 yaşında olacak” diyor ve şöyle açıklıyordu: “Ben anavatanımı o yaşta terk ettim. Anavatanına geri döndüğünde Hanzala hâlâ 10 yaşında olacak ve ondan sonra büyümeye başlayacak. Doğanın kanunları ona etki etmeyecek. O benzersizdir. Anavatana geri döndüğünde, her şey tekrar normale dönecek.”
Çeviri: Adil Akbaş
(IAN BLACK / THE GUARDIAN / BİRGÜN)

Hanzala

Hanzala kendini şöyle tanımlar: “Ben Hanzala. Babamın adı: Önemli değil. Annemin adı: Nakba (Filistinliler işgalin ardından Filistin topraklarında İsrail Devleti’nin ilan edildiği 15 Mayıs 1948′i Nakba yani büyük felaket günü olarak tanımlar. S.T.) Kız kardeşimin adı. Fatıma. Ayakkabı numaram: Bilinmiyor. Çünkü ben hep yalın ayakla dolaşırım.”

Naci el Ali filistin davasında meşhur isimlerden. Vatanından koparıldıktan sonra ingiltere’de yaşıyordu. Karikatürleri siyonistleri çok rahatsız ediyordu. Bu sebeple mossad tarafından katledildi. En az sapan taşı kadar tehlikeli çizgiler çizen Naci Ali’yi MOSSAD katletti. Ama başlattığı savaş sürüyor. Çizgi savaşını bir kadın çizer sürdürüyor.

Filistin dramının en kanlı günlerinde dünya Hanzala ile İsrail katliamlarının şiddetini idrak edebiliyordu. Hanzala ünlü bir karikatür sanatçısı ve adı Filistin davası ile özdeşleşmiş olan Devrimci çizer Naci Salim El Ali’nin tiplemesi olan Filistinli bir kız çocuğu idi. Filistinlilerin ‘Devrimin Vicdanı’ olarak nitelendirdiği çizerin bütün çizgilerinde bir sembol olarak Hanzala’yı insanlar hep arka cepheden ve yamalı elbiseleri ile görüyorlardı.

Hanzala’nın etkisi o kadar güçlü idi ki, İsrail, kendisine en az çocukların attıkları sapan taşları kadar büyük zarar veren bu çizgi karakterin çizerini ortadan kaldırmakta görüyordu çareyi. Kendisini bir karikatür sanatçısı olmaktan çok, halkının davasına adamış isim olarak yaşamayı tercih eden Naci El Ali, takvimler 22 Temmuz’u gösterirken, Londra’da bir caddede bedenine saplanan mermilerle yere yığıldı. Yaralı olarak en yakın hastaneye kaldırıldı. Bir ay süreyle hastanede yaralı olarak tedavi gören Naci Ali, bütün müdahalelere rağmen kurtarılamıyor ve 29 Ağustos 1987′de Şehadet şerbetini içiyordu. Ali, 1937′de Tabariye’nin Şecere köyünde dünyaya geldi. Yüz binlerce Filistinli gibi o da 1948 yılında topraklarından sürüldü. Filistin toprakları üzerine İsrail Devleti kurulduğunda, ailesiyle birlikte Lübnan’ın güneyindeki Sayda kenti yakınlarındaki Aynül Hilva Mülteci Kampı’na sığındı ve canını kurtardı. Kampta her Filistinli gibi acılar içinde yaşadı. Ama çaresizliğe kapılmadı, zulme teslim olmadı.

Ölümünden sonra Naci Ali “Kanı ile Filistin’i çizen sanatçı” olarak tanındı. Naci Ali, geride 40 bin eser bıraktı. Her çizgisinin altında sırtı okuyucuya dönmüş küçük bir çocuk vardır. Hep 10 yaşındadır. Çünkü Naci El Ali yurdundan kopartıldığında o yaşta idi. Diken diken olmuş saçlarıyla Hanzala, Filistin dramını haykırır dünyaya.

hanzala   hanzala hanzala hanzala hanzala hanzala hanzala hanzala hanzala hanzala hanzala

Filistin’e acil yardım!

Gazze’ye sevgilerle

Gazze’ye sevgilerle

Afrika Kupasında Mısır-Sudan maçında gol atan Mısırlı orta saha oyuncusu Mohamed Aboutrika, gol sevincini formasının altındaki tişörtü kameralara göstererek yaşadı. Mısırlı futbolcunun tişörtünün “Gazze’ye sevgilerle” yazıyordu. Mohamed Aboutrika, tüm dünyanın bildiği ‘Futbol asla sadece futbol değildir’ ilkesini doğrular gibiydi. Çıkardığı forma yüzünden sarı kart gören futbolcunun bu durumu, en anlamlı sarı kart olarak nitelendirildi.

tumspor.com Taha Dağlı


بسم الله الرحمن الرحيم

Her hayrın başı.

Bloguma gelen

  • 41,349 . ziyaretçisin
visitor stats

Flickr

Burj al-Arab

More Photos

İnsani Yardım Vakfı